jump to navigation

Kutlu Doğum Haftası :) Nisan 7, 2009

Posted by yurektenkalemedusenler in ekşın ;).
add a comment

canim_sav_1024

Bugünlerde çok yoğunum. İşyeri sakin ama sosyal hayatımda katıldığım bir yarışma dolayısıyla oldukça bereketli ve yoğun günler geçiriyorum Elhamdülillah.

Malum Nisan ayı ayların en güzeli :) Kutlu Doğum Haftası ile ilgili etkinlikler. Oğluşumun doğum günü. E daha nolsun :)

Yarışma 20 Mart/20 Nisan tarihleri arasında. Ben bir hafta gecikmeli haberdar oldum. Bölge çapında bir yarışma. Kendi çapında pasta :) zira burası küçük bir yer :D

Yapılması gerekenler ;

  • Haftada 2 gün oruç
  • Haftada 5 gece teheccüd namazı kılmak
  • Bu süre için de 1 Kur’an hatmi tamamlamak.
  • Bu süre için de 2 Büyük Cevşen hatmi tamamlamak
  • 5+5 (bunu çok sevdim) vakit namazların peşine kaza namazı kılmak.)
  • 100.000 Salâvat
  • ve Efendimiz (s.a.v.) anlatan kitap okumak. Belirlenen kitaplar var. içlerinden birini seçiyorsunuz :) Ortalama hepsi 500 syf civarında :D

Ne durumdayım diye sorarsanız çalışan birine göre iyi gidiyorum çok şükür :)  Hem bunda kesinlikle kaybetmek gibi bir riskiniz yok. Her hâlükarda kazananlardan oluyorsunuz inşaAllah :) Amin.

Bir de kitap tavsiyesinde bulunacaktım :) Ben henüz okuma fırsatı bulamadım. Malum yarışma olayı ;D Ama en kısa zamanda okunacaklar listesinin başına oturttum kendisini :)

Hz.Muhammed’in (s.a.v) Arkadaşları – Sait ALPSOY

Selam, Sevgi ve DUA ile efendim…

NOT: Yağmur yağıyor şimdi. Nisan yağmuru. Bu ay güzel bir ay dememişmiydim ben size. Bereket yağıyor. Gönlümüze, dilimize, bedenimize . Ruhumuza şifa olsun bu güzel ve bereketli günler/geceler inşaAllah.

Amin,Amin,Amin…

Tam teslimiyet ! Nisan 2, 2009

Posted by yurektenkalemedusenler in Bizden, ekşın ;).
add a comment

Geçen sefer doktor kontrolüne gittiğimizde Doktorumla üçlü test konusunda yani yaptırmak mı yaptırmamak mı ile ilgili konuştuk. Sonucun olumsuz çıkması durumunda ne yapacağımızı sordu. Hiçç dedim. Sadece durumdan haberdar olmuş olacağız. Sonra dua dua yalvardım Allah ım bize böyle bir imtihan vermesin diye. O kadar büyüdüki bu mevzu kafamda artık zihnimde arka plan resmi hep bu test/ler oldu. İlkinde bu kadar gerilmişmiydim hatırlamıyorum zira üzerinden 7 yıl geçti :) Elhamdülillah.

Varmak istediğim yer aslında çocuğumun/emanetimin sonradan da hasta olabilir gerçeği.  Bu gerçeği göremedim ben. Sanki sağlıklı doğunca hayatı boyunca sağlıklı olacak diye bir garanti varmış gibi hep sağlıklı doğması üzerine kurgular içindeyim. Dua ediyor(d)um. Yine ediyorum ve edeceğim ama sağlıklı doğması, sağlıklı bir ömrü olması için.

İnsan oğlu ne aciz. Ben ne acizim. Bakar körlük bu galiba. Dua ederken bile ne kadar eksik, ne kadar kusurluyuz.

Yani aslında kuluz, özürsüzlük ne haddimize…

 

Allah a emanet,

Selam ve DUA ile…

Cumanız mübarek olsun… vakit DUA vaktidir… Ocak 9, 2009

Posted by yurektenkalemedusenler in ekşın ;).
3 comments

40001000000000000israelat9

Kalbini uzak tut taşların başından…

Taş ol. Kalbini sök ve al bizimkilere benzeyen bağrından.

Al , o çaresiz çocukların attığı taşlardan birini de kalbinin yerine koy.

Def ol yeryüzünden, ufalanıp toz ol!

Çek o utanç heykeli yüzünü aynalarımızdan.

Bizimkini andıran, “insan” sanılan, kokuşmuş cesedinin içinden kaç.

Yok ol!

Senin taş kalbinden merhamet umanlar taş olsun. Senin alev kesilmiş dudağının ateşkesine inananlar ateş olsun. Çekil aramızdan.. .

Uzak dur göğümüzden. Al ,o tedavülden kalkmış “insan”lığını. Al, o taşları utandıran kalbini de, git, göğsündeki taşınla, soyunu da utandıran kahrolası “insan”lığınla cehenneme yakıt ol!

İçim serinliyor ilk defa cehennemin varlığından. Haykırdım kaç kere:

“Seni seviyorum cehennem…” Sayende.. Sayende. Senin sayende…

Senai Demirci

 

New post, new week :) Aralık 15, 2008

Posted by yurektenkalemedusenler in ekşın ;).
add a comment

Yeni hafta yeni yazı, yeni yazı yeni hafta :) Nasıl söylenirse söylensin başlangıçlar güzel oluyor. Pazartesi sendromumu atlattım :) hatta çalışmak bedenime de ruhuma da iyi geldi diyebilirim. İnsan birşeyler ürettiği sürece var olduğunun dayanılmaz hafifliğini hissediyor sanırsam :) fazla söze ne hacet ELhamdülillah :D

Akşama ne yemek yapayım diye düşünürken kendimi adana kebap hayal ederken yakal(ıyoru)(adı)m. Geçen gece televizyonda gösterdiler nasıl yapıldığını. Ya yazarken bile ağzımın suyu akıyor iyimi!. Ufff çok canım çekti yaaa. Nefsi terbiye için almayayım ben dime, yemiyeyim o harika şeyden. Şöyle acılı acılı. Off offf offfff. Sanırsam bedenim tuza ve acıya ihtiyacı var. Oysaki ben yeterince acı çektirmiştim kendisine geçen haftalarda hehe :) (gülebiliyorsam bu espriye iyiyim ben,iyiyimmm :)  çok şükür)

Neyse efenim aklımda olan mevzuya gelelim. Ben kitap tavsiyesinde bulunmak istiyorum.

ahan da kitap bu : TARİH KADERİ İSPAT EDERSE

Bu kitabın tezi, Kader ile Tarih arasında doğrudan, kapsayıcı ve belirleyici bir bağlantı olduğudur. Başka bir deyişle, Tarih’in, önceden belirlenmiş bir program dahilinde, ALLAH’ın (Şanı En Yüce) başta “Adl” ve “Hakîm” olmak üzere Esma’sının tecellileri ile şekillenen, tevafuklarla örülmüş bir yapısı vardır.

   Bu gerçek, bazı insanlara yadırgatıcı ve bilim dışı gelecektir. Evet doğrudur… Bu gerçek, belli bir bakış açısı için yadırgatıcıdır. Ve pozitivist tanıma göre de bilim dışıdır. Ama yine de gerçektir.

Yazarın diğer kitaplarını da tavsiye ediyorum şiddetilen :)

 

Selam ve DUA ile…

Kur’an Okuyalım… Kasım 21, 2008

Posted by yurektenkalemedusenler in ekşın ;).
add a comment

Merhaba efendim :)

Kur’an okuyalım :

size tavsiye etmek istediğim iki kaynak var. Ortak hatimler.

1. kayna(ğım)k : Tek bir sayfa ile bir hatime ortak olabileceğiniz süper bir yer burası. Herkul.org sitesine ait Hatim paylaşım programı. Süper efendim süperrr :) Bu sistemde bilgisayar başından kalkmanıza bile gerek yok. Okuyacağınız sayfa(lar)(y)a bir ”tık”  la ulaşabiliyorsunuz.

2. kana(ğım)k : Kuran Okuyalım grubu. Burada da ayda iki hatim yapılıyor. Siz dilediğiniz kadar cüz isteyebiliyorsunuz. Bir de mesela ben 1. cüzle başlıyorum. Bir sonraki hatimde bana 2. cüz veriliyor. Ayda iki hatime ortak olmuş oluyorum ve cüzlerin sıralı dağıtılması ile de kendi kendime de bir hatim yapmış oluyorum. kuranokuyalim@hotmail.com adresine her hatimde kaç cüz okumak istediğinizi yazan bir mail atarsanız ben size yardımcı olacağım inşaAllah :)

yorum da bırakarak isteklerinizi bildirebilirsiniz tabiki de :)

Gerisi size kalmış.

Haydin akrdeşler KUR’AN OKUYALIM…

siz de sevdiklerinizi bu kervana katın. Allah rızası için. Vesile olan da o işi yapmış gibidir inşaAllah. Değil mi?

 

Selam ve DUA ile….

Bir insanı öldürebilir miyim? :EVET Ekim 24, 2008

Posted by yurektenkalemedusenler in ekşın ;).
add a comment

Taha KIVANÇ ın dünkü köşe yazısına şöyle bir soru ile başlamış:
Eğer yakalanmayacağınızı ve cezalandırılmayacağınızı bilseniz bir insanı öldürebilir misiniz?
Yazıyı okum(y)adım, çünkü kendimi düşünce deryasına dalıvermiş kulaç atarken buldum.
Düşündüm. Bir insanı öldürebilir miyim? İnsan baştan yok canımm falan diyor. Bunu diliyle söylüyor, acaba kalbi de buna eşlik ediyor mu? Bunu öğrenmek için soruyu önce evet diyerek cevaplamak ve hayal etmek kalıyor geriye.
Bir insanı öldürebilirim EVET.
Önce aklıma öldüre(bile)ceğim! insanı getirmeye çalıştım. Ellerim öldüreceğim kurbanımın boğazında, niyeyse onu boğarak öldürmeyi düşündüm. sonra ellerime baktım, içim bulandı. Midem belki de kalbim bu düşünceleri kusmak istedi, sonra tüylerim diken diken oldu, içim acıdı.
Çok şükür rabbim merhamet vermiş. Ve o merhamet ne olursa olsun hayal bile olsa birini öldüremeyeceğim kanısını dilimle ve “kalbimle” tasdik etmemi sağladı.
Şükürler olsun sana rabbim, milyonlarca kez şükürler olsun.
Sen merhameti alma gönüllerimizden, merhametsiz bırakma gönüllerimizi. İnsan merhametiyle vardır zaten değil mi? İnsan olmanın gereğidir merhamet. Yoksa insan insan olarak kalabilir mi?
Hayır, elbette kalamaz.
Kalbim(n)izden merhamet hiç eksik olmasın inşaAllah.
Rabbim sana şükür,sonsuz şükür olsun.
Elhamdülillah…

Hiç Böyle NAMAZ kıldınız mı? Ekim 24, 2008

Posted by yurektenkalemedusenler in ekşın ;).
add a comment

Hiç Böyle NAMAZ Kıldınız mı?
Şüphesiz ‘NAMAZ’ dinimizin direği ve Rabbimizin huzurunda olduğumuz ‘an’, Peki Namazımızı Rabbimize layık bir şekilde mi eda ediyoruz? Yani huşû ile namazımızı kılabiliyormuyuz? Eğer bu soruların cevabı hayır ise yada Rabbimize layık daha da güzel bir NAMAZ kılmak için lütfen bu yazımızdaki maddeleri o ‘an’da uygulayın ve bundan önceki kıldığınız namazlar ile bu son namazınızı bir kıyaslayın.

Ama önce huşû kavramını ve ayetler ile nasıl Rabbimize layık bir namaz kılabiliriz onları dile getirelim. Huşû kelimesi; tevazu, alçak gönüllülük, Hakk’a boyun eğmek, korku ve sevgiden meydana gelen edebli bir hal anlamlarına gelmektedir.

ALLAH’ın (c.c) sonsuz güç ve kudret sahibi olduğunu bilen bir insan, O’nun her şeyden haberdar olduğunu bilir. Her nerede olursa olsun Rabbına karşı derinden saygı duyar. İşte huşu, bu derin anlayışın bir sonucudur.

Yüce Rabbimiz ALLAH, Kuran-ı Kerim’de namazın sadece şekilden ibaret olmadığı ve onun ruhunun kavranması gerektiği belirtilirken:
‘Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler.’ (Mü’minûn Sûresi, 2) demiştir.

Yine Yüce ve Aziz olan Rabbimiz, bizlere namazın manevi boyutuna inmeyerek, yani O’nu görmüyormuş gibi namaz kılanlar, gösteriş ve desinler diye namaz kılanlar ile kıldığı namazı O’na layık olarak kılmaya çalışmayanlar için ‘Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar.’ (Maûn Sûresi, 4-5) buyurmuşlardır.

Peki kıldığımız namazlarda nasıl huşû ile kılabiliriz? Bu sorunun cevabı tıpkı 5 vakit namaz gibi aşağıdaki 5 maddede saklı! Tabi bu 5 maddeyi uygulamadan hem maddi hemde manevi namazın tüm şartlarını yerine getirdiğinizi varsayıyorum.

Kuşkusuz kıldığımız namazlarda şeytan bize her türlü vesveseyi vermek için çalışır ve kıldığımız namazlarda hiç bir şekilde sevap kazanmadan ibadetimizi engellemeye çalışır. Bu nedenden dolayı namazdan önce:

1- Bu engeli kaldırmak için ihlas-felak-nas sürelerini anlamlarını düşünerek okumalıyız, hatta ayetel kürsi’yide okumakta fayda vardır. Çünkü bu 3 sure bizleri şeytandan koruyan surelerdir. Kişinin ihtiyacına göre 2 veya 3 defa okunmalıdır.

2- ALLAH’ın verdiği nimetler karşısında, kendi hata, kusur ve günahlarımızı hatırlamak. Bugüne kadar yapmış olduğumuz günahları düşünürsek hesap günü geldiğinde göreceğimiz muameleyi anlarız.

3- ve en önemlisi Namaza başlamadan önce (yani tekbir almadan önce) ölümü hatırlayıp, son namazımız gibi kılmalıyız. Yani artık ölüm meleği Azrail(a.s) gelmiş arkamızda bizim son namazımızı kılmamızı beklediğini düşünün!!!

4- ALLAH’a onu gözlerin ile görüyormuşsun gibi ibadet et! Eğer bunu yapamıyorsan en azından şunu bilki O, seni görmektedir!

5- Elimizden geldiğince okuduğumuz surelerin anlamlarını bilerek kalpten okumak. En önemliside Fatiha Suresi’ni anlamını bilerek kalpten okumak! Çünkü denilir ki:’Kalpten çıkan söz, kalbe girer ama dilden çıkan söz kulağı aşmaz.’

Şimdi gelin hadi bu 5 maddeyi uygulayarak namazımızı eda edin ve hiç böyle namaz kılmadığınızı görün…

Herşeyin en doğrusunu şüphesiz ALLAH bilir, Rabbim yâr ve yardımcımız olsun!

Amin…

DUA ve YAKARIŞdaki güç Ekim 21, 2008

Posted by yurektenkalemedusenler in (ç)alıntı, ekşın ;).
add a comment

Dua ve Yakarıştaki Güç
Geceler, o tertemiz siyah örtüsüyle bütün bir varlığı sarınca, bir kısım karanlık ruhlar kendilerini her şeyden kopmuş, yalnız ve garip hissederler. Oysa ki, en karanlık anlarda, en tenha yerlerde, en kimsesiz çöllerde dahi O, hep bizimle beraberdir. O gariplerin enîsi , kimsesizlerin kimsesi ve çaresizlerin çaresidir.
Kırık gönüllerin inkisârını bilen, onulmaz dertlere derman gönderen, ikliminden gelen esintilerle ruhlarımızdaki yalnızlık ve vahşetleri silen yalnız O’dur. O’na yönelen, açılacak bir kapıya yönelmiş olur; O’na yalvaran matlûbuna ermiş sayılır.
Eserlerinde O’nu bilip, vicdanında O’nu duyup tanıyanların, bilip öğrenecekleri başka şey kalmamıştır. O’nun marifetine erenlerin dimağında bilgi parçaları, elmas sütunlar üzerinde fîrûze kubbeler haline gelir. O’nu tanımayan ruhlarda ilimler evhâma inkılâp eder; ilimlere mevzû teşkil eden varlık ise cansız cenazelere dönüşür.
O’na inancın aydınlık ikliminde bütün varlık bir baştan bir başa alabildiğine netleşir; eşyâ ve hâdiseler üzerindeki duygu ve düşünceler durulardan duru hâle gelir ve her şey akar O’na ulaşır. Bu saf duygu ve düşünceler ile, O’na yaklaşıp, O’na yalvarıp yakarmasını bilenler insanların en talilileridir.
Bunu böyle bilerek, dağ-bayır, çöl-şehir, gece-gündüz yalnızlığını hissettiğin vakitlerde, kalk bütün benliğinle O’na yönel; kalbinin kapılarını O’na aç, büyük-küçük acı ve ızdıraplarını, arzu ve isteklerini bir bir O’na şerhet! Acılarının dindiğini, ızdıraplarının, yerlerini huzurlara, itminanlara bıraktıklarını duyacak ve ruhunun dörtbir yandan iltifât esintileriyle sarıldığını hissedeceksin.
Belki, sen O’nu, cismaniyete ait kıstaslar içinde hiçbir zaman görüp duyamayacaksın. Ama O, her lâhza binbir emâre ve işaretlerle varlığını senin vicdanına duyuracak, yakınlığını sana hissettirecek ve yer yer gönlünün dudaklarını tebessümlerle süsleyecektir.
Geceler bu vâridâta açık yamaçlar gibidir. Kalbini Hakk tecellîleri karşısında pırıl pırıl bir ayna haline getiren hakikate uyanmış ruhlar, gecenin gelişiyle seccadelerinde pusuya yatar ve tecellî avına çıkarlar. Sen de yapayalnız kaldığın zamanlarda gecenin yamaçlarını kolla! Oraların Dost’a halvet yeri ve gurbet dakikaları da halvet zamanı olduğunu bil; bütün hissiyatınla O’nun huzuruna gir ve kalbinin sırlarını bir bir O’na say, dök! Dertlerini sadece O’na aç; O’nun huzurunda inle ve başını O’na giden yollarda ilk eşik sayılan secdegâha koy ve bekle..! Gönül dünyâna doğru içiçe kapıların açıldığını duyacak, O’nun varlığının ışıkları altında eridiğini hissedecek ve deryâya düşen bir damla gibi kendi hesabına kaybolup gidecek, sonra da hesaplar üstü bir kuşakta okyanusların dev dalgaları ile bütünleşeceksin…
Senin varlığın içinde bir iç, için içinde ayrı bir iç ve iç içe içler seni, sürekli, daha derinliklere, daha genişliklere ve daha zirvelere doğru çekip götürecek. Bu iç içe derinliklere yelken açabildiğin ölçüde, kendini ötelerin en baş döndürücü bâkir iklimlerinde, Cennet’in o sonsuza açık yamaçlarında tenezzühe çıkmış gibi duyacak ve her yeni adımda Allah’a yaklaşmanın ayrı bir lütfunu göreceksin.
Dıştan başka bir şey görmeyip, içindeki büyüklüklere, ihtişamlara, derinliklere ulaşamayan ruhlar, sürekli karanlıklar içinde bocalar durur ve bir türlü hasretlerden, buhranlardan kurtulamazlar.
Keşke onlar da, pırıl pırıl bu semâlar kadar derin, cihanlar kadar geniş, kendi mahiyetlerindeki derinlikleri sezebilselerdi..! Keşke onlar da, gerçek insanlar gibi içlerindeki aydınlığa açık noktaları keşfedip vicdanın dümdüz yollarında, Yüce Yaratıcı’nın gönül gözlerine saldığı ışıklarla o âlemlere ait sırları avlayabilselerdi.
Birer nüve halinde, içlerindeki bu aydınlık yolları bulamayanlara, bir ömür boyu en yüksek hakikatten habersiz yaşayanlara ve maddî mesâfelere takılıp kalarak, sonsuzluk mesâfelerini sezemeyenlere bilmem ki, acısak mı; üzülsek mi; yoksa, gözlerinin açılması için duâ duâ yalvarsak mı..?

Garipliklere bak!? Ekim 18, 2008

Posted by yurektenkalemedusenler in (ç)alıntı, ekşın ;).
2 comments

Garipliklere Bak!?
Camiye bağışlamamız gerektiğinde bir 20 YTL gözümüze ne kadar büyük gözüküyor. Alışverişe giderken aynı 20YTL ne kadar da küçük geliyor gözümüze. GARİP DEĞİLMİ?
Allah yolunda bir saat çalışmak ne kadar uzun bir vakit olarak gözüküyor gözümüze. Balık tutma, futbol veya TV de dizi izlemek için harcamaya kalktığımızda, aynı vakit nasılsa kısa geliyor bize. GARİP DEĞİL Mİ?
Bir cüz Kuran okumak için ne kadar emek sarfediyoruz. Çok satan bir romanın ikiyüz sayfasını okumak ise, bizim için ne kadar kolay. GARİP DEĞİL Mİ?
Kuranın dediklerini sıkı sıkıya sorgularken, gazetelerin yazdığına nasılsa hemencecik inanıyoruz. GARİP DEĞİL Mİ?
Namaz kılarken okuyacağımız ayetleri şaşırabiliyoruz da, bir arkadaşımızla konuşurken bülbül gibi şakıyoruz. GARİP DEĞİL Mİ?
İslami bir faaliyete vakit ayarlamak ne kadar da zor oluyor. Başka bir sosyal etkinliğe ise vakit bulmak ne kadar da kolay oluyor. GARİP DEĞİL Mİ?
Bir iki Kuran ayetini ezberlemek için nasılda uzun bir zaman ve çaba gerekiyor. Bir şarkı ezberlemeyi ise az zamanda nasıl kolay başarıyoruz. GARİP DEĞİL Mİ?
Bir rahibe baştan ayağa örtündüğünde kendisini Allah yoluna adamış biri diye saygı görür. Tesettürlü bir Müslüman hanımı gördüklerinde ise aynı insanlar onun baskı altında olduğunu düşünürler. GARİP DEĞİL Mİ?
Bir batılı kadın dışarıda çalışmak yerine evini tercih ettiğinde, çocukları ve evi için kendinden fedakarlık eden biri olarak saygı görür. Ama aynısını bir Müslüman hanım yaptığında, böyle yapmakla özgürlüğünü kısıtladığı düşünülür. GARİP DEĞİL Mİ?
Bir çocuk herhangi bir konuda ciddi bir yoğunlaşma gösterdiğinde, bu çocukta iyi bir potansiyel var denilir. İslami konularda bilgi edinmeye çok mereklı bir çocuğa ise problemli nazarıyla bakılır. GARİP DEĞİL Mİ?
Bir Yahudi sakal bıraktığında inancının gereği olarak böyle yaptığı düşünülür. Aynısını yapan bir Müslüman ise; FANATİK, AŞIRI UÇ, YOBAZ muamelesi görür.GARİP DEĞİL Mİ?
Bir hristiyan militanı birini öldürürse, işlediği cinayeti ile mensup olduğu din arasında bir ilinti kurulmaz. Ama bir Müslüman bir suç işlediğinde, O kişiden önce dini sanık sandalyesine oturtulur. GARİP DEĞİL Mİ?
Ve bütün bunlara rağmen, İslamiyet yeryüzünde en hızlı yayılan dindir. GARİP DEĞİL Mİ???

Sizce de GARİP DEĞİL Mİ ?

ASLINDA DEĞİL.KABAHAT ZİHNİYETİMİZDE. ZİHNİYETLERİN SÜRATLE DEĞİŞMESİ GEREKMEKTEDİR.
Ergün Demir
Haftanın Sözü :”Bir yerde bozulmuşsa ahlâk, Mazlumun kanına girilir mutlak.”

Kur’ân, Hakkını Vererek Okunmalı Ekim 12, 2008

Posted by yurektenkalemedusenler in (ç)alıntı, ekşın ;).
add a comment

Kur’ân, Hakkını Vererek Okunmalı
Fethullah Gülen
12.06.2008
Namazlarda okuduğumuz sûrelerin telaffuzunu yapamıyoruz, çoğu zamanda da çabuk okuma durumu oluyor. Bu telaffuz edememe belki mânâya da tesir ediyor. O zaman namazımızın durumu ne olur?
Her mü’minin, Kur’ân-ı Kerim’den Fatiha’yla beraber en az iki kısa sûreyi doğru olarak okuyup öğrenmesi farzdır. As­lın­da bir insan en fazla bir gün içinde, Fatiha, Kevser ve İhlâs sûrelerini doğru bir şekilde rahatlıkla öğrenebilir. Bu sebeple namazları doğru kılmak için en azından bu üç sûrenin öğrenilmesi bir esastır.
Kur’ân okurken kelimelerin yanlış telaffuz edilmesi doğru değildir. İnsan, doğru öğrendiği hâlde sürç-i lisan veya hata ile yanlış okuyabilir. Allah bundan dolayı —inşâallah— onu muaheze etmez. Ancak kişinin doğru okuması biraz gayretle mümkünken, bu işe fazla önem vermeyip lâkayt ve laubali kalması, Kur’ân-ı Kerim’e karşı bir saygısızlık sayılır. Mü’min, Allah’ın kelâmı olan Kur’ân’ı, en saygılı bir eda ile, saygı dolu bir hisle, en saygılı nağmelerle ve en saygılı olduğu bir ruh hâleti içinde eda etmeye çalışmalıdır.
Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Kur’ân okuyan bir insan, Allah ile konuştuğunu söylese ve yemin etse yemininde hânis olmaz.” buyurmaktadır. Kur’ân okurken Allah ile konuştuğunun şuurunda olan bir insan, mutlaka kendine çeki-düzen verecektir. İnsanın, komutanının karşısında emir tekrarı yapıyor gibi kelimesi kelimesine ve her kelimenin ruhî seviyesine göre üzerine basa basa, onlardan zevk duya duya ve o kelimeleri âdeta içiyor gibi okuması, Kur’ân’a ve Sahib-i Kur’ân’a karşı saygısının ifadesidir.
Kur’ân kıraatinde eksikleri olan bir mü’min, fırsatları değerlendirmeli, bir bilenin huzurunda Kur’ân’ı doğru telaffuz edebilecek şekilde öğrenmeli ve namazlarını çok Kur’ân okuyarak eda etmelidir.
Bir iki asırdan beri maalesef Türk milleti Kur’ân okumamakta ve aynı zamanda Kur’ân’ı da bilmemektedir. Bunu söylerken bazı hafızların belli münasebetlerle gırtlak çatlatarak okudukları Kur’ân’a, hususiyle okudukları Kur’ân’da hakk-ı temettü arayan ses sanatkârlarının okuduklarına Kur’ân demediğim için, milletimiz Kur’ân okumuyor diyorum.
Evet, Kur’ân, Allah kelâmı olarak okunmalıdır. Mevlâna İkbal şöyle demektedir: Ben sık sık Kur’ân okurdum. Buna rağmen babam her defasında bana “Oğlum, Kur’ân oku!” derdi. Bir gün canıma tak etti ve babama, “Baba, ben hiç elimden bırakmıyorum ki bu mübarek kelâmı.” dedim. Bunun üzerine babam bana şöyle dedi: “Oğlum, Allah’ın şerefli elçisi Hz. Muhammed’e indirdiği Kur’ân’ı, Hz. Muhammed’e inmiş bir Kur’ân olarak okuma! Kur’ân’ı, doğrudan doğruya Mütekellim-i Ezelî’den dinliyor gibi oku! Yani Sana söylediği şeyleri, emri tekrar ediyor mahiyetinde dön Allah’a karşı tekrar et ve öyle oku!”
İşte bu mânâda Türk insanı Kur’ân okumamaktadır. Şimdi­lerde bir mânâda hecelenen ve gittikçe de büyüyen, gelişen, kemmî gelişmesine muhâzî (paralel) olarak, keyfiyet açısından da ona daha derince yaklaşan, dahası onu okurken gözleri yaşaran, yüreği ürperen kutlu bir nesil, bizler gibi kadirbilmezlerin yerini alıp ona sahip çıkacağına ümidim tamdır.
Bunu dün de söyledim, bugün de söylüyorum.. ve bir gün gerçekleri anlatacak vaizi bulduğum zaman, dizinin dibine oturup, hakikatleri ondan dinleyeceğime defaatle sizin huzurunuzda söz verdim. Öylelerini bulacağımız ana kadar da siz, ben ve emsalim nâdânları dinlemeye mahkûmsunuz; ihtimal daha bir süre bu böyle devam edecek.
Bir kere daha arz etmeliyim ki, Kur’ân, dikkatle muhtevasına inilerek ve Allah kelâmı olduğu şuuruyla, tadı dudağımızda bir burukluk, içimizde bir ürperti hâsıl edecek şekilde okunmalıdır. Muhbir-i Sadık, “Kur’ân hüzünle inmiştir, onu hüzünle okuyun.” buyurmaktadır.
Kur’ân, dertli insanın veya çölde yalnız yürüyen sahipsiz birinin, Rabbine teveccüh ve O’na iç dökmesinin nağmeleridir. Dertli gönüllere enîs (dost) olsun diye gönderilen bu kitap, hüzünle inmiştir ve onu hüzünle okumak gerekir. Ne var ki, bu da vicdanların duymasına vâbeste bir hâldir. Ölmüş gönüllerin bundan anlayacağı bir mânâ yoktur. Allah Resûlü bu hakikati bir kadem daha ileriye götürerek şöyle buyururlar: “Kur’ân okurken ağlayın. Ağlayamıyorsanız, kendinizi ağlamaya zorlayın.” Belki bir gün hakikaten ağlayacaksınız.
Rabbim, Kur’ân’a karşı sinelerimizi saygıyla mamur kılsın.
Amin…