jump to navigation

Cumanız mübarek ola… ve işte : ‘elif’ ve ‘vav’ Nisan 10, 2009

Posted by yurektenkalemedusenler in (ç)alıntı.
add a comment

att873320

Aşk da tıpkı elif gibidir,isminde gizlidir,ama okunmaz.o olmadan da besmele sese gelmez.o her şeyin içindedir,ama hiç bir şeyde görünmez. Hz.Mevlana

 

att873321

İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır.İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür.Kulluğun manası vavdadır, elif uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir.O yüzden Lafz-ı ilahi elifle başlar. Elif kainatın anahtarıdır, vav kainattır.

 

att873322

Rabbi vav gibi mütevazı olsun ister kulları.
Musa dal olmuştur ama Firavunun gözü Elifte kalmıştır.
İbrahim ateşte vavdır, Nemrut bizzat ateşe odun.

 

att873323
Yunus, vav olup balığın karnında anca kurtarmıştır kendini.
İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında.
Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında?

 

att873324
Vavın elifle münasebeti ne kadar iyiyse, kainatın dengesi de o kadar düzgündür.
Kim kimi hatırlarsa evvel o ona koşar.
Kainatta tüm cisimler boşlukta dönerken insan belki o yüzden boşlukta kalmamış, Rabbi onu imanla doldurmuştur.
Evvelde eliftir, bir ilahi nefesle ahirde vav olur kainat.

 

att873325
İyi bakıldığında, görmek için bakıldığında; Bazen bir insanın secdedeki hali, bazen bir ceninin anne karnında ki haline benzer..Vav Harfi, ‘ın Vahid ismini ve birliğini simgeler. Ebced hesabında 6 rakamına denktir ki ; Bu yönüyle aynı zamanda imanın 6 şartını temsil ettiği söylenir.Harfi med olduğu gibi, kasem harfidir. Aynı zamanda, iki cümleyi veya özneyi bağlayan bağlaçtır.

 

att8733261
Ey aşkın bin bir başlı vav hali
Ey sonsuz kavram
Gaflet vaktinde
Gel gönlümün üstüne
Usta bir hattatım ben
Aşkı çizerim mekânlara
Aşk sığmaz ki bu ummana
Vav olur gözlerimiz
Bürünürüz canlara
Bir seyyah gibi
Gelip göçen, göçüp giden
Bu mekândan mekân’a
Demem o ki
Tarifini yapamam ben imkâna
Bir hattatım
Zamana vav çizmekteyim
Hilalin dolunaya
Dolunayın hilale dönüştüğü zamana

 

att873327
Ve mahlukat
Nefes nefes aşk çekerken Mevla’ya
Üstümde aşk kokusu var
Yaşadıkça beni yontar
Ve benzetir insana
Elimde vav
Gönlümde vav
Gözümde vav
Dem dem vav kesilirim
Beni insan yapana
Ey kalbimden geçeni bilen Allah’ım
‘Kulum’ de kâfi bana
İster nârına gark et İster nuruna

att873328

Meşhur bir hikayedir:Hafız Osman fırtınalı bir günde dolmuş kayıkla Beşiktaş’a geçecektir. Bir kayığa biner. Yol bitmek üzereyken kayıkçı ücretleri ister. Fakat Hafız Osman o gün aceleyle çıktığı için yanına para almayı unutmuştur. Kayıkçıya; ‘efendi, yanımda param yok, ben sana bir ‘vav’ yazayım, bunu sahaflara götür,karşılığını alırsın’ der. Kayıkçı yüzünü ekşitip söylenerek yazıyı alır. Bir müddet sonra kayıkçının yolu sahaflar tarafına düşer. Bakar ki yazılar, levhalar iyi fiyatlarla alınıp satılıyor. Cebindeki yazıyı hatırlar ve götürür satıcıya. Satıcı yazıyı alır almaz ‘Hafız Osman vav’ı’ diyerek açık artırmaya başlar. Sonuçta iyi bir fiyata ‘vav’ı satar kayıkçı. Kayıkçı bir haftalık kazancından daha fazlasını bu ‘vav’ ile kazanmıştır. Bir gün Hafız Osman yine karşıya geçecektir ve yine aynı kayıkçıyla karşılaşmıştır. Yol bitmek üzereyken yine ücretler toplanır. Hafız Osman da yol ücretini uzatır kayıkçıya. Kayıkçı ‘efendi para istemez, sen bir ‘vav’ yazıver yeter’ der. Hafız Osman gülümseyerek ; ‘efendi o ‘vav’ her zaman yazılmaz.Sen dua et para kesemi yine evde unutayım’ der… Ruhları şâd olsun üstadların…

 

att873329
‘Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Rablerine kavuşacak ve O’na döneceklerini umanlar ve Allah’a karşı gerçek bir saygı gösterenlerden başkasına namaz elbette ağır gelir’ Sonra çağırır insanı, belki cennet kokusunu duyurmak içindir bu davet, belki kendi yanına çağırıyordur. İşte o ayet: ‘Secde et, yaklaş!’ Eğil ve ben senin başını göklere erdireyim, yıldızları ayağına sereyim, sana gezmekle bitiremeyeceğin cennetler, sayamayacağın nimetler vereyim demektir bu. Secde et, vav ol, vay dememek için şey olan insan her şey demek olan Rabbinin önünde

 

att873330
Duâ
Manası: ‘(En üst orta:) Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla başlarım. (Sağ ve sol daire içi:) Allah Teâlâ’ ya imân ettim (orta kısım) ve meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna, (ortanın altı) öldükten sonra dirilmenin gerçek olduğuna inandım. Ben şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şahitlik ederim ki Muhammed onun kulu ve Resulü’dür.
Bu eser 1956 senesinde yazılmıştır ve şu anda orijinali İstanbul Topkapı Sarayı Yazı Salonu’nda bulunmaktadır. Orijinal boyutları 43×54 cm’ dir. Eserin en alt satırında Arapça olarak İcazet yazı stili ile hattatın imza cümlesi yer almaktadır ve manası şöyledir: ‘Bunu yazan Güzel Sanatlar Akademisi hat muallimi fakir Hacı Mustafa Halim günahlarının bağışlanmasını diler.’
Hattatlar bazen eserlerinin sonuna bu tür imzalar atarlar ve kendilerini ‘âciz’, ‘fakir’, ‘günahkâr’ gibi sıfatlarla niteleyerek tevâzu gösterirler.  Bu çalışmada İslam inancının temel taşlarını görüyorsunuz. Buradaki yazıların hepsine birden ‘Amentü’ adı verilir. Çoğu Müslüman’ın ilk ezberlediği duâlardan birisi budur. Çünkü bu duâ, Müslüman kabul edilmek için söylenmesi gereken sözleri toplu halde içermektedir.

Selam, Sevgi ve DUA ile efendim…

mucize :) bloğuma yazı yazdımmmm Nisan 1, 2009

Posted by yurektenkalemedusenler in (ç)alıntı, Bizden.
add a comment

Az önce oğlum için hazırladığım blogda da yazdığım gibi,

sıradan bir cümle -benim için en azından :) – ile başlıyorum

hiiii!!! ne kadar uzun zaman olmuş yazmayalı.

Ben tembelin tekiyim. Zaman verdim kendime ama o kadar da değil yani.  Hanımm hanımmmm dur-kalk- bakalım, bir silkelen kendine gel. 

Hehh şölee.

Sizler için hazırladığım, paylaşmak istediğim (ç)alıntılar var :)

Onlarla başlayalım önce, sonrası Allah kerim :)  

Haydeee Bismillah :

Annemizden neler öğrenmişiz yaww :D

IYI YAPILMIS BIR ISI TAKDIR ETMEYI
“Bana bakin, gidin birbirinizi disarda gebertin, evi daha yeni temizledim…!!!”
DUALARIN GUCUNU:
“Yat kalk dua et ki baban muzik setinin bozuldugunu farketmedi…”
ZAMANA KARŞI YARISMAYI:
“O oyuncaklarini topla yoksa bi tekme attigim gibi hepsini karsi sahilden toplarsin..”
MANTIKLI Dusunmeyi
“Ben oyle diyosam oyledir…!!!”
ILERI GORUSLU OLMAYI:
“cikmadan once temiz bi camasir giy.. yolda Allah korusun basina birsey gelir kirli camasirla etrafa rezil olursun.”
HAYATIN TRAJIKOMIK YANLARINI:
“Sen daha orda gulmeye devam et, birazdan ben seni tam guldurucem….”
HAYATIN celiskilerle DOLU OLDUGUNU:
“Kapa ceneni ve corbani ic ..!!”
DAYANIKLI OLMAYI:
” O ispanak bitene kadar sofradan kalkmak YOK..!!!”
HAVA RAPORU TAHMINI YAPMAYI:
” su daginikliga bak… yabanci biri gorse odanin ortasindan kasirga gecmis sanir…”
ABARTMAYI:
“Sana 500 bin defa soyledim kirli ayakkabilarinla iceri girme diye…!!”
DAVRANIS PSIKOLOJISINI:
“Babana cekecegine biraz bana cekseydin noolurdu …”
OLAGANUSTU DURUMLARA HAZIRLIKLI OLMAYI:
“Dinleme bakalim anne sozu dinlemee…!!! ‘Kafana meteor dusecek kenara cekil” diye bagirsam onu bile dinlemezsin di mi……!!!!”
KISKANMAYI:
” Dunyada senin annen baban gibi mukemmel bi aileye sahip olmayan, kac milyon çocuk var biliyor musun…”
SABIRLI OLMAYI;
“Baban eve gelsin, sen gorursun”
HAKKIMIZI ALACAĞIMIZI;
“Eve vardigimizda ben bilirim sana yapacagimi”
DIYALOG KURMAYI;
“Sana bir sey sordugumda cevap ver…!!”
“Ne soyleyeyim anne?”
“Sus!! Bana cevap verme!!!”
TIP BILGILERINI:
“Gozlerini sasi yaparken bir gun oyle kalivereceksin”
OLGUN OLMAYI;
“Bu tabagin hepsini bitirmezsen asla buyuyemezsin.”
GENETIK BILGILERI;
“Sen de o lanet olasi babana cektin.”
BILGELIGI
“Benim yasima gel de anlarsin o zaman.”
VE ADALETI;
“Bir gün senin de cocuklarin olacak.. insallah onlar da sana senin simdi bana yaptiklarini yaparlar…”

Kefenini çantasında taşıyan adam… Aralık 18, 2008

Posted by yurektenkalemedusenler in (ç)alıntı.
2 comments

Kefenini çantasında taşıyan adam…

Rüyasında gördüğü nurani bir zatın “Niye ağlıyorsun?” sorusuna oğlu küçük Bekir Berk’i göstererek “Bunun İslam fedaisi olmasını istiyorum.” diye cevap veren asil bir ana…

Bir gün Ayasofya’yı tahta perdelerle kapatılmış görünce ağlayan ve oğlunun “Ağlama onu ben açacağım” diye söz verdiği, gönlü mabetlere bağlı bir ana.

Demir parmaklarının arkasına düştüğünde;

“Sevgili oğlum Bekir!

Gözlerinden öper, Allah’tan uzun ömürler dilerim.

Namaz kılarken götürmüşler, diye duyunca bilsen ne kadar sevindim. Zira ben seni bu ruhla büyütmüştüm.” diyen yüce ruhlu bir ana.

Bir çantası vardı…

Bir anası…

Bir de davası …

Dolanırdı Anadolu yollarını bir mecnun gibi.

 

Devamı:

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=14304&y=HarunTokakPazar

 

Rabbim hepimize böylesi evlatlar yetiştirebilmeyi nasip etsin inşaAllah. AMİN.

Selam ve DUA ile…

‘Benim büyük bir derdim var!’ deme, derdine dönüp ‘benim büyük bir Rabbim var!’ de. Kasım 15, 2008

Posted by yurektenkalemedusenler in (ç)alıntı.
1 comment so far

Konu: Strese girenin imanı ve musibet anında ne denir ?

allah_hatAz’ konuşan fakat ‘öz’ konuşan büyükler vardır. Babam da bunlardan biridir. Çok sık bir arada olamadığımız için benim için bu ‘öz’ konuşmalar daha kısa olur. Birkaç yıl önce öyle bir laf söyledi ki sustum kaldım. Uzun süre kafamın içinde dolandı söylediği cümle.
Strese girenin imanından şüphe ederim!’ demişti babam.
Stresle ilgili kitaplar okuyan, zaman zaman ’stresle mücadele’ konusunda seminerler veren biri olarak, cümleyi çok ağır bulmuş olsam bile, kafamın içinde cümle dönüp durdu uzun zaman. Yaşadığımız yüzyılın en önemli problemlerinden biri olan stres hakkında bu kadar kesin ve keskin bir ifade duymamıştım.
Geçen yıl memlekette bir arkadaşla otururken hayatın sıkıntıları ve zorlukları konuşulmaya başlanınca bende kendisine stres ve stresle mücadele hakkında bildiklerimi anlatmaya başladım. Arkadaşım da benimle birikimlerini paylaşıyordu. Bir ara babamın söylediği ‘Strese girenin imanından şüphe ederim!’ lafını attım ortaya. Arkadaşım ‘doğru bir cümle’ dedi. ‘Hatta bir insan stres yüzünden hasta olursa Allah o insana bunun hesabını bile sorar’ dedi.
Stres, halkın bildiği ve kullandığı anlamıyla, sıkıntıları kafaya takmak demektir. Sıkıntılar insanı mutsuz ediyor. Mutsuzluk insanı hasta ediyor.
Kimisi hastalıklarla mücadele etmekten yoruluyor. Mutsuz ve hasta oluyor. Kimisi ailesiyle problemler yaşamaktan bunalıyor. Kimisi çocuklarıyla baş edememenin sıkıntısını yaşıyor.
Kimisi maddi sıkıntılarla boğuşuyor. Kimisi çevresindekilerin kendisini anlamadığından dert yanıyor. Kimisi bir sevdiğini toprağa verince hayata küsüyor.
Hayatta insanı strese sokan o kadar çok şey var ki. Herkes kendisine dert edecek bir sıkıntı bulabilir.
Stresle iman arasında bir bağlantı var mı dersiniz?
Sıkıntılarla dolu bir hayat denilince benim aklıma hep Peygamberler geliyor. Allah Peygamberlerin kıssalarını ayrıntılarıyla bize niçin aktarıyor dersiniz? Okuyup, ibret almamız için değil mi?
Peygamberlerin hayatlarından yola çıkarak bazı sorular sormak istiyorum.
Hastalığı kafaya takıp bunalıma giren insan ‘Allah’ım beni niçin hastalıkla imtihan ediyorsunuz ki?’ demiş olmuyor mu?
Hz. Nuh’u oğluyla imtihan eden Allah, sizi evlatlarınızla imtihan edemez mi?
Hz.İbrahim’i babasıyla imtihan eden Allah, sizi öz babanızla imtihan edemez mi?
Hz. Lut’u eşiyle imtihan eden Allah’a, ‘Beni niçin eşimle imtihan ediyorsun ki?’ deme hakkına sahip olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?
Hz. Yusuf’u kardeşiyle imtihan eden Allah, belki sizi de kardeşlerinizle imtihan ediyordur!
Tüm peygamberlerin hayatları sıkıntı (imtihan) dolu olduğuna göre, bizim hayatımızda da bazı sıkıntıların olması hayatın bir parçası değil mi?
Anne veya babasını kaybedince bunalıma giren bir insan Allah’a ‘Benim annemi / babamı niye alıyorsun ki?’ deme hakkına sahip olduğunu mu sanıyor?
En büyük acı evlat acısıdır!’ denir. Bu acıyı yaşayan anne babalar ‘Allah kimseye yaşatmasın!’ derler.
Alemlere rahmet olarak yaratılan Hz. Muhammed Mustafa’ya bile torpil yapmayan Yaratıcının, bize torpil yapmasını beklemeye hakkımızın olmadığını hiç düşündünüz mü? Beş defa evlat acısıyla imtihan edilmiş bir Peygamberin ümmeti olduğumuzu bilmek zorundayız.
‘Kardeşim onlar Peygamber, biz insanız’ diye kimse itiraz etmesin. Peygamberler de bizler gibi üzülen, ağlayan, Allah’a sığınan insanlardı. Allah tarafından özel seçilmiş oldukları gerçeği ‘insanı’ acılara tepkisiz kalacakları anlamına gelmez. Bize düşen hayatı doğru anlamaktır. Unutmamalıyız ki, Peygamberlerine torpil yapmayan Allah, bize de torpil yapmaz.
Stres ile iman arasında ki ilişki kafamın içinde uzun zamandır dolanıyordu. Bir okuyucum bana öyle bir söz gönderdi ki, o sözü okuyunca kafamın içinde dolanan cümleler köşe yazısına dönüştü. Bu yazıyı da o güzel sözle bitirmek istiyorum.
Çok sıkıldığınız zaman bu cümleyi hatırlayın. Hatta bana kalsa pano haline getirilip ev veya işyerinin duvarlarına asılması gereken bir söz.
Bir gün dünyaya ait büyük bir derdin olursa Rabbine dönüp, ‘Benim büyük bir derdim var!’ deme, derdine dönüp ‘benim büyük bir Rabbim var!’ de.

Selam ve DUA ile .

Vesselam ….

DUA ve YAKARIŞdaki güç Ekim 21, 2008

Posted by yurektenkalemedusenler in (ç)alıntı, ekşın ;).
add a comment

Dua ve Yakarıştaki Güç
Geceler, o tertemiz siyah örtüsüyle bütün bir varlığı sarınca, bir kısım karanlık ruhlar kendilerini her şeyden kopmuş, yalnız ve garip hissederler. Oysa ki, en karanlık anlarda, en tenha yerlerde, en kimsesiz çöllerde dahi O, hep bizimle beraberdir. O gariplerin enîsi , kimsesizlerin kimsesi ve çaresizlerin çaresidir.
Kırık gönüllerin inkisârını bilen, onulmaz dertlere derman gönderen, ikliminden gelen esintilerle ruhlarımızdaki yalnızlık ve vahşetleri silen yalnız O’dur. O’na yönelen, açılacak bir kapıya yönelmiş olur; O’na yalvaran matlûbuna ermiş sayılır.
Eserlerinde O’nu bilip, vicdanında O’nu duyup tanıyanların, bilip öğrenecekleri başka şey kalmamıştır. O’nun marifetine erenlerin dimağında bilgi parçaları, elmas sütunlar üzerinde fîrûze kubbeler haline gelir. O’nu tanımayan ruhlarda ilimler evhâma inkılâp eder; ilimlere mevzû teşkil eden varlık ise cansız cenazelere dönüşür.
O’na inancın aydınlık ikliminde bütün varlık bir baştan bir başa alabildiğine netleşir; eşyâ ve hâdiseler üzerindeki duygu ve düşünceler durulardan duru hâle gelir ve her şey akar O’na ulaşır. Bu saf duygu ve düşünceler ile, O’na yaklaşıp, O’na yalvarıp yakarmasını bilenler insanların en talilileridir.
Bunu böyle bilerek, dağ-bayır, çöl-şehir, gece-gündüz yalnızlığını hissettiğin vakitlerde, kalk bütün benliğinle O’na yönel; kalbinin kapılarını O’na aç, büyük-küçük acı ve ızdıraplarını, arzu ve isteklerini bir bir O’na şerhet! Acılarının dindiğini, ızdıraplarının, yerlerini huzurlara, itminanlara bıraktıklarını duyacak ve ruhunun dörtbir yandan iltifât esintileriyle sarıldığını hissedeceksin.
Belki, sen O’nu, cismaniyete ait kıstaslar içinde hiçbir zaman görüp duyamayacaksın. Ama O, her lâhza binbir emâre ve işaretlerle varlığını senin vicdanına duyuracak, yakınlığını sana hissettirecek ve yer yer gönlünün dudaklarını tebessümlerle süsleyecektir.
Geceler bu vâridâta açık yamaçlar gibidir. Kalbini Hakk tecellîleri karşısında pırıl pırıl bir ayna haline getiren hakikate uyanmış ruhlar, gecenin gelişiyle seccadelerinde pusuya yatar ve tecellî avına çıkarlar. Sen de yapayalnız kaldığın zamanlarda gecenin yamaçlarını kolla! Oraların Dost’a halvet yeri ve gurbet dakikaları da halvet zamanı olduğunu bil; bütün hissiyatınla O’nun huzuruna gir ve kalbinin sırlarını bir bir O’na say, dök! Dertlerini sadece O’na aç; O’nun huzurunda inle ve başını O’na giden yollarda ilk eşik sayılan secdegâha koy ve bekle..! Gönül dünyâna doğru içiçe kapıların açıldığını duyacak, O’nun varlığının ışıkları altında eridiğini hissedecek ve deryâya düşen bir damla gibi kendi hesabına kaybolup gidecek, sonra da hesaplar üstü bir kuşakta okyanusların dev dalgaları ile bütünleşeceksin…
Senin varlığın içinde bir iç, için içinde ayrı bir iç ve iç içe içler seni, sürekli, daha derinliklere, daha genişliklere ve daha zirvelere doğru çekip götürecek. Bu iç içe derinliklere yelken açabildiğin ölçüde, kendini ötelerin en baş döndürücü bâkir iklimlerinde, Cennet’in o sonsuza açık yamaçlarında tenezzühe çıkmış gibi duyacak ve her yeni adımda Allah’a yaklaşmanın ayrı bir lütfunu göreceksin.
Dıştan başka bir şey görmeyip, içindeki büyüklüklere, ihtişamlara, derinliklere ulaşamayan ruhlar, sürekli karanlıklar içinde bocalar durur ve bir türlü hasretlerden, buhranlardan kurtulamazlar.
Keşke onlar da, pırıl pırıl bu semâlar kadar derin, cihanlar kadar geniş, kendi mahiyetlerindeki derinlikleri sezebilselerdi..! Keşke onlar da, gerçek insanlar gibi içlerindeki aydınlığa açık noktaları keşfedip vicdanın dümdüz yollarında, Yüce Yaratıcı’nın gönül gözlerine saldığı ışıklarla o âlemlere ait sırları avlayabilselerdi.
Birer nüve halinde, içlerindeki bu aydınlık yolları bulamayanlara, bir ömür boyu en yüksek hakikatten habersiz yaşayanlara ve maddî mesâfelere takılıp kalarak, sonsuzluk mesâfelerini sezemeyenlere bilmem ki, acısak mı; üzülsek mi; yoksa, gözlerinin açılması için duâ duâ yalvarsak mı..?

Garipliklere bak!? Ekim 18, 2008

Posted by yurektenkalemedusenler in (ç)alıntı, ekşın ;).
2 comments

Garipliklere Bak!?
Camiye bağışlamamız gerektiğinde bir 20 YTL gözümüze ne kadar büyük gözüküyor. Alışverişe giderken aynı 20YTL ne kadar da küçük geliyor gözümüze. GARİP DEĞİLMİ?
Allah yolunda bir saat çalışmak ne kadar uzun bir vakit olarak gözüküyor gözümüze. Balık tutma, futbol veya TV de dizi izlemek için harcamaya kalktığımızda, aynı vakit nasılsa kısa geliyor bize. GARİP DEĞİL Mİ?
Bir cüz Kuran okumak için ne kadar emek sarfediyoruz. Çok satan bir romanın ikiyüz sayfasını okumak ise, bizim için ne kadar kolay. GARİP DEĞİL Mİ?
Kuranın dediklerini sıkı sıkıya sorgularken, gazetelerin yazdığına nasılsa hemencecik inanıyoruz. GARİP DEĞİL Mİ?
Namaz kılarken okuyacağımız ayetleri şaşırabiliyoruz da, bir arkadaşımızla konuşurken bülbül gibi şakıyoruz. GARİP DEĞİL Mİ?
İslami bir faaliyete vakit ayarlamak ne kadar da zor oluyor. Başka bir sosyal etkinliğe ise vakit bulmak ne kadar da kolay oluyor. GARİP DEĞİL Mİ?
Bir iki Kuran ayetini ezberlemek için nasılda uzun bir zaman ve çaba gerekiyor. Bir şarkı ezberlemeyi ise az zamanda nasıl kolay başarıyoruz. GARİP DEĞİL Mİ?
Bir rahibe baştan ayağa örtündüğünde kendisini Allah yoluna adamış biri diye saygı görür. Tesettürlü bir Müslüman hanımı gördüklerinde ise aynı insanlar onun baskı altında olduğunu düşünürler. GARİP DEĞİL Mİ?
Bir batılı kadın dışarıda çalışmak yerine evini tercih ettiğinde, çocukları ve evi için kendinden fedakarlık eden biri olarak saygı görür. Ama aynısını bir Müslüman hanım yaptığında, böyle yapmakla özgürlüğünü kısıtladığı düşünülür. GARİP DEĞİL Mİ?
Bir çocuk herhangi bir konuda ciddi bir yoğunlaşma gösterdiğinde, bu çocukta iyi bir potansiyel var denilir. İslami konularda bilgi edinmeye çok mereklı bir çocuğa ise problemli nazarıyla bakılır. GARİP DEĞİL Mİ?
Bir Yahudi sakal bıraktığında inancının gereği olarak böyle yaptığı düşünülür. Aynısını yapan bir Müslüman ise; FANATİK, AŞIRI UÇ, YOBAZ muamelesi görür.GARİP DEĞİL Mİ?
Bir hristiyan militanı birini öldürürse, işlediği cinayeti ile mensup olduğu din arasında bir ilinti kurulmaz. Ama bir Müslüman bir suç işlediğinde, O kişiden önce dini sanık sandalyesine oturtulur. GARİP DEĞİL Mİ?
Ve bütün bunlara rağmen, İslamiyet yeryüzünde en hızlı yayılan dindir. GARİP DEĞİL Mİ???

Sizce de GARİP DEĞİL Mİ ?

ASLINDA DEĞİL.KABAHAT ZİHNİYETİMİZDE. ZİHNİYETLERİN SÜRATLE DEĞİŞMESİ GEREKMEKTEDİR.
Ergün Demir
Haftanın Sözü :”Bir yerde bozulmuşsa ahlâk, Mazlumun kanına girilir mutlak.”

Sana Geldim… Ekim 15, 2008

Posted by yurektenkalemedusenler in (ç)alıntı.
1 comment so far

sana geldim ey namaz
yüzüm tutmuyor seni terki dile getirmeye
seccede yüzüm olurmusun ey namaz
bak, beden kirinden arınmış
bükülmez denilen bel rükü naralarında
seni terk eden halim yine senin haline bürünmüş
edebine boyarmısın beni ey namaz
sabahım olurmusun
her tekbir bir tövbe misali
girizgaha niyet misali cennete hazırlığım olurmusun

sana geldim ey namaz
yüzüm tutmuyor nefsi sana tercih ettiğimi soylemeye
beni günahıma tercih edermisin ey namaz
günün bölünmüşlüğünde seni düşünmedim
dünya ile hal olup keyfin haline girdim
gün ortasında beni toplayan hal olurmusun
günün gelişmesinde sükunete gelişim olurmusun ey namaz

sana geldim ey namaz
yüzüm tutmuyor hadisi unuttum demeye
“kim sabah ve ikindi namazını kılarsa cennete girer”
dilim varmıyor seni kazalarda terk ettim demeye
sana geldim ey namaz nefsi kazalarıma
yaramı sarar yardımım olurmusun
bak, toprağa gelmeye idzlerim secdende
dilim varmıyor kibrimi soylemeye
kibrimi yakan kibritim olurmusun
her yanış bir yıkanış misali
cennete hazırlığım olurmusun ey namaz

ışığına yandığım güneş gitmek üzere
yıldızlar keşfe çıkacakmış sanki
aldandım güneşlerin ışığına yıldızların nazına
akşamları karanlığıma nur olurmusun ey namaz
sustu alem, bir ezan gökkubbede
kıyamet mi kopacak koşturmada bedenler
farzına yetişeceğim en güzel telaşım olurmusun
sana geldim ey namaz
akşamıma nur olurmusun

ayın her hali seni anlatır
etrafında yıldızlar saf tutmakta
aşıklar seni seyre dalmakta
bedenler kıyamda ruhlar gökkubbede sohbette
rahman ve rahime götürenim olurmusun ey namaz
sana geldim geldim ey namaz
beş vakitte birliğimi O’NA götürürmüsün

Senai DEMİRCİ

Kur’ân, Hakkını Vererek Okunmalı Ekim 12, 2008

Posted by yurektenkalemedusenler in (ç)alıntı, ekşın ;).
add a comment

Kur’ân, Hakkını Vererek Okunmalı
Fethullah Gülen
12.06.2008
Namazlarda okuduğumuz sûrelerin telaffuzunu yapamıyoruz, çoğu zamanda da çabuk okuma durumu oluyor. Bu telaffuz edememe belki mânâya da tesir ediyor. O zaman namazımızın durumu ne olur?
Her mü’minin, Kur’ân-ı Kerim’den Fatiha’yla beraber en az iki kısa sûreyi doğru olarak okuyup öğrenmesi farzdır. As­lın­da bir insan en fazla bir gün içinde, Fatiha, Kevser ve İhlâs sûrelerini doğru bir şekilde rahatlıkla öğrenebilir. Bu sebeple namazları doğru kılmak için en azından bu üç sûrenin öğrenilmesi bir esastır.
Kur’ân okurken kelimelerin yanlış telaffuz edilmesi doğru değildir. İnsan, doğru öğrendiği hâlde sürç-i lisan veya hata ile yanlış okuyabilir. Allah bundan dolayı —inşâallah— onu muaheze etmez. Ancak kişinin doğru okuması biraz gayretle mümkünken, bu işe fazla önem vermeyip lâkayt ve laubali kalması, Kur’ân-ı Kerim’e karşı bir saygısızlık sayılır. Mü’min, Allah’ın kelâmı olan Kur’ân’ı, en saygılı bir eda ile, saygı dolu bir hisle, en saygılı nağmelerle ve en saygılı olduğu bir ruh hâleti içinde eda etmeye çalışmalıdır.
Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Kur’ân okuyan bir insan, Allah ile konuştuğunu söylese ve yemin etse yemininde hânis olmaz.” buyurmaktadır. Kur’ân okurken Allah ile konuştuğunun şuurunda olan bir insan, mutlaka kendine çeki-düzen verecektir. İnsanın, komutanının karşısında emir tekrarı yapıyor gibi kelimesi kelimesine ve her kelimenin ruhî seviyesine göre üzerine basa basa, onlardan zevk duya duya ve o kelimeleri âdeta içiyor gibi okuması, Kur’ân’a ve Sahib-i Kur’ân’a karşı saygısının ifadesidir.
Kur’ân kıraatinde eksikleri olan bir mü’min, fırsatları değerlendirmeli, bir bilenin huzurunda Kur’ân’ı doğru telaffuz edebilecek şekilde öğrenmeli ve namazlarını çok Kur’ân okuyarak eda etmelidir.
Bir iki asırdan beri maalesef Türk milleti Kur’ân okumamakta ve aynı zamanda Kur’ân’ı da bilmemektedir. Bunu söylerken bazı hafızların belli münasebetlerle gırtlak çatlatarak okudukları Kur’ân’a, hususiyle okudukları Kur’ân’da hakk-ı temettü arayan ses sanatkârlarının okuduklarına Kur’ân demediğim için, milletimiz Kur’ân okumuyor diyorum.
Evet, Kur’ân, Allah kelâmı olarak okunmalıdır. Mevlâna İkbal şöyle demektedir: Ben sık sık Kur’ân okurdum. Buna rağmen babam her defasında bana “Oğlum, Kur’ân oku!” derdi. Bir gün canıma tak etti ve babama, “Baba, ben hiç elimden bırakmıyorum ki bu mübarek kelâmı.” dedim. Bunun üzerine babam bana şöyle dedi: “Oğlum, Allah’ın şerefli elçisi Hz. Muhammed’e indirdiği Kur’ân’ı, Hz. Muhammed’e inmiş bir Kur’ân olarak okuma! Kur’ân’ı, doğrudan doğruya Mütekellim-i Ezelî’den dinliyor gibi oku! Yani Sana söylediği şeyleri, emri tekrar ediyor mahiyetinde dön Allah’a karşı tekrar et ve öyle oku!”
İşte bu mânâda Türk insanı Kur’ân okumamaktadır. Şimdi­lerde bir mânâda hecelenen ve gittikçe de büyüyen, gelişen, kemmî gelişmesine muhâzî (paralel) olarak, keyfiyet açısından da ona daha derince yaklaşan, dahası onu okurken gözleri yaşaran, yüreği ürperen kutlu bir nesil, bizler gibi kadirbilmezlerin yerini alıp ona sahip çıkacağına ümidim tamdır.
Bunu dün de söyledim, bugün de söylüyorum.. ve bir gün gerçekleri anlatacak vaizi bulduğum zaman, dizinin dibine oturup, hakikatleri ondan dinleyeceğime defaatle sizin huzurunuzda söz verdim. Öylelerini bulacağımız ana kadar da siz, ben ve emsalim nâdânları dinlemeye mahkûmsunuz; ihtimal daha bir süre bu böyle devam edecek.
Bir kere daha arz etmeliyim ki, Kur’ân, dikkatle muhtevasına inilerek ve Allah kelâmı olduğu şuuruyla, tadı dudağımızda bir burukluk, içimizde bir ürperti hâsıl edecek şekilde okunmalıdır. Muhbir-i Sadık, “Kur’ân hüzünle inmiştir, onu hüzünle okuyun.” buyurmaktadır.
Kur’ân, dertli insanın veya çölde yalnız yürüyen sahipsiz birinin, Rabbine teveccüh ve O’na iç dökmesinin nağmeleridir. Dertli gönüllere enîs (dost) olsun diye gönderilen bu kitap, hüzünle inmiştir ve onu hüzünle okumak gerekir. Ne var ki, bu da vicdanların duymasına vâbeste bir hâldir. Ölmüş gönüllerin bundan anlayacağı bir mânâ yoktur. Allah Resûlü bu hakikati bir kadem daha ileriye götürerek şöyle buyururlar: “Kur’ân okurken ağlayın. Ağlayamıyorsanız, kendinizi ağlamaya zorlayın.” Belki bir gün hakikaten ağlayacaksınız.
Rabbim, Kur’ân’a karşı sinelerimizi saygıyla mamur kılsın.
Amin…

fark etmeli insan!.. Ekim 9, 2008

Posted by yurektenkalemedusenler in (ç)alıntı, ekşın ;).
2 comments

Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen…
Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli.
Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli.
Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli.
Henüz bebekken ‘Dünya benim!’ dercesine avuçlarının sımsıkı k apalı olduğunu,ölürken de aynı avuçların ‘her şeyi bırakıp gidiyorum işte!’ dercesine apaçık kaldığını fark etmeli.
Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli.
Baskın yeteneğini fark etmeli sonra.
Azraillin her an sürpriz yapabileceğini,nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan
Hayvanl arın yolda , kaldırımda , çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli.
Yaratılmışların en güzeli oldu ğunu fark etmeli ve ona göre yaşamalı.
Gülün hemen dibindeki dikeni dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli.
Evinde kedi,köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli.
Eşine ’seni çok seviyorum!’ demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli.
Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli.
Zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli.
Annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını ve aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini fark etmeli, fark etmeliyiz çok geç olmadan…..
Ömür dediğin üç gündür,dün geldi geçti yarın meçhuldür… O halde ömür dediğin bir gündür,o da bugündür….
(Can Yücel)

5 YASINDAKI BIR KIZ COCUGUNUN RAMAZAN GUNLUGU… Ekim 7, 2008

Posted by yurektenkalemedusenler in (ç)alıntı.
add a comment

Ramazan 1: Bu gün evde bir acaiplik var.Herkes sessizce işine okuluna gidiyor.Annem ‘Zeynep hadi sana kahvaltı hazırlayalım’ dedi.Kimse yemek yemiyor, su içmiyor.Ablam bile!

Ramazan 5: Önce diyet yaptıklarını sanmıştım.İzledim hepsini.Akşama doğru hepsi sessizleşiyor.Sofrayı hazırlayıp ezanı bekliyorlar.Onları böyle seyretmek, öyle hoş ki.Başka zaman, susmak bilmeyen ablamın bu hali içten içe güldürüyor beni.Ama gülmeye cesaretim yok.

Ramazan 9: ‘Niye böyle yapıyorlar?’ Ablama sordum, ‘Büyüyünce anlarsın..’ dedi.Zaten başka ne der ki! Anneme sordum, Ramazan dedi.Babama sordum, Oruç dedi.

Ramazan 11: Bu Ramazan ve Oruç isimli iki kişi, bizimkilere yeme-içme yasağı koymuş demek.Arkadaşım Fatıma’ya sordum.Onun ailesine gündüzleri yemek yemiyor su içmiyormuş.

Ramazan 14: Kaşık çatal sesleri, konuşmalar duydum.Uyandım.Babama haber vermeye koştum, yatağında yok!Çaresiz, huysuz ablamın odasına koştum.O da yok!Korkmadım, Ben bu hırsızların hakkından gelirim!’ dedim.Aldım elime paspasın sapını, aniden açtım mutfak kapısını.Sopamı havaya kaldırdım öylece kaldım oracıkta.Bizimkiler yemek yiyorlar!Vay uyanıklar.Gündüz Oruç ile Ramazan’dan korkup gece yiyorlar.Birde üstüme gülüyorlar! Korkaklar.

Ramazan 17: Önceleri, Oruç ile Ramazan’ı bulup şikayet etmeyi düşündüm.Fakat ablamın yemek yemedikçe pamuk gibi yumuşadığını fark ettim. Babam ile Annem de artık tartışmıyorlar.O zaman devam.Belli ki Oruç ve Ramazan iyi kalpli iki amca.

Ramazan 19: Her gün bize beyaz başörtülü teyzeler geliyor.Oturup birlikte Kur’an okuyorlar.Her zaman ki gibi mobilyadan, gelinden, kaynanadan, konuşmuyorlar.Ellerini açıp herkese dua ediyorlar.Sevim teyze de başını örtmüş.Çok da yakışmış :)

Ramazan 22: Her şey aynen devam ediyor.Televizyonlar bile uslu uslu konuşuyor.Hepsi akşam ezan okuyor.İftar iftar deyip bütün şehir birden yemeğe başlıyor. Ne hoş.

Ramazan 24: Oruç’u merak ediyorum.Geçen gün Ayşe teyzem Annemle konuşuyorlardı.Şöyle şöyle yaparsam Oruç bozulur mu?Yok böyle olursa Oruç kaçar mı?Demek ki Oruç, çok duygulu birisi.İnsanlar kötü bir şey yapınca bozuluyor.Kötülüğü gördüğü yerden

Ramazan 25: Bu günlerde herkes Kadir gecesinden bahsediyor.Şimdiye kadar gecesi olan bir adam göremedim.Bu Kadir de kim?Bin aydan hayırlı gecesi varmış.O gece uyumamak, namaz kılmak, Kur’an okumak önemliymiş.

Ramazan 26: İftarı çok sevdim.Akşam yemek yemeye İftar diyorlar.Gece yemek yemenin adı da Sahur.İftar sonrası eğlenceler oluyor.Babam camilere götürüyor bizi.Herkes sokaklarda, camide, neşe içinde.

Ramazan 28: Merak içinde beklerken uyuyakaldım.Kadir, gecesiyle beraber gelmiş gitmiş.Ben göremedim.Anlayamıyorum.Bu yüzden ağabeyimi çok özlüyorum.Ablama soru sormaya kalksam, bana doya doya gülüyor.Sonra da arkadaşlarına anlatıyor, birlikte gülüyorlar.Sinir oluyorum. Abim uzak bir şehirde üniversitede okuyor.’Abim ne zaman geliyor?’ diye aneme soruyorum.’Bayram gelsin, o da gelecek’ diyor.Oruç, Ramazan, gece gelen Kadir’den sonra şimdide Bayram!..Soramıyorum ‘Bayram kim?’ diye.Neden o gelmeden abim gelemiyor?Belki de abimin arkadaşıdır.Çok özledim abimi.Bayram’ı da alsın gelsin tanışalım.

Ramazan 29: ArefeSonunda bir hanım ismi duydum.Arife diyemiyorlar mı ne?Arefe diyorlar.Niye Arefe?’Arife’ olması gerekmiyor mu?Yengemin adı gibi yani…’Arefe geliyor, daha temizliği bitirmedik.’ diyor Annem.Demek ki Arife teyze çok titiz. İyice telaşlandılar.Bir Bayram diyorlar, bir Arefe, harıl harıl çalışıyorlar.Temizlik yapılıyor.Yemekler hazırlanıyor.Anneme ‘Bayram ne zaman gelecek?’ dedim, ‘Arefe’den sonra’ dedi.Demek ki Bayram ile Arefe evli değil.Akraba da değil. Kafam karma karışık.Salih abim bi gelse de her şeyi bana anlatsa.

Ve Bayram geldi. Sabah kalktığımda, herkesi kahvaltıda yakaladım!.Oruç öldü heralde diye düşündüm. Abim gece gelmiş. Sevinçten haykırdım. Çok özlemişiz birbirimizi. Bütün olanı biteni bir güzel anlattım Abime. Yüzüme bakarken, bana tebessüm ettiğini gördüm.Ablama sormamakla ne iyi ettiğimi anladım.Abimin tebessüm ettiği yerde, Ablam kahkaha atar.Abime küser gibi yaptım, hemen gönlümü aldı.Bana her şeyi baştan anlattı, bu sefer de ben gülmeye başladım.

*** Abimden söz aldım.Kimseye anlatmayacak, konuştuklarımızı yazmak için izin istedi.Ben de verdim..Ramazan günlüğü işte böyle ortaya çıktı.Abim buna bir de isim buldu: 5 Yaş Sendromu.Sendromu anlamadım.Ama olsun, Abime güveniyorum.Gerçi Ablam’a göre 4 yaşındayım.Annem 5 yaşında olduğumu söylüyor.Babam daha 4 yaşından gün almadı diyor.Abim bu konu beni aşar diyor.

Bayramı çok sevdim.Ama Ablam tekrar o sinirli haline dönecek diye, Ramazanın gidişine çok üzüldüm.
Bizim için her gün Ramazan olsa!.. Ne iyi olur..